artık kaldırımın güneşli tarafından yürüdüğümüz mevsimdeyiz
Sunday, March 21
Wednesday, March 17
faili güneş
şimdi güneş halıya vururken,
kediyi de devirmiş bir hamlede, olduğu yere
ve şimdi güneş yüzüme vururken
vurduğu yer kızarırken,
gözümü alırken,
içimi açarken,
ve bunların hepsini perdenin aralığından
sinsice odama sızıp yaparken
kim soracak hesabını?
bulut mu?
kediyi de devirmiş bir hamlede, olduğu yere
ve şimdi güneş yüzüme vururken
vurduğu yer kızarırken,
gözümü alırken,
içimi açarken,
ve bunların hepsini perdenin aralığından
sinsice odama sızıp yaparken
kim soracak hesabını?
bulut mu?
Tuesday, March 16
Sunday, March 14
içtima
solumda sonsuz deste var. iskambil destesi. ben sayıyorum. bir saniye, iki saniye, üç saniye, dört saniye, ellidokuz saniye, bir dakika. desteyi lastikleyip, solumdaki yığına ekliyorum. ben saydıkça sağımda yenileri beliriyo ama ben sadece bir bir sayabiliyorum. bir saniye, iki saniye...
bir abaküs var bu sefer. sağı sonsuz, solu sonsuz. her altmış boncukta bir renk değişiyo. saydıkça bir sola kaydırıyosun boncukları. bir saniye, iki saniye, üç saniye, dört saniye, beş saniye, ellidokuz saniye...
evin önündeyim kimsecikler yok, elim alnımda apartmanın duvarına dayıyorum başımı. gözümü yumup başlıyorum saymaya, bir saniye, iki saniye, üç saniye, dört saniye, beş saniye, ellibeş saniye... bu sırada hayat çalılıklara çoktan saklanmış.
elimde kağıt kalem, isimler sayıyorum, şehirler, hayvanlar ve anılar... bir isim, bir şehir, bir anı...
ama hayat yumuşak g'yi seçiyo başlamam için.
Sonra tavla oynuyoruz, o aldığı kapıları sayıyo, ben kırıklarımı.
bir abaküs var bu sefer. sağı sonsuz, solu sonsuz. her altmış boncukta bir renk değişiyo. saydıkça bir sola kaydırıyosun boncukları. bir saniye, iki saniye, üç saniye, dört saniye, beş saniye, ellidokuz saniye...
evin önündeyim kimsecikler yok, elim alnımda apartmanın duvarına dayıyorum başımı. gözümü yumup başlıyorum saymaya, bir saniye, iki saniye, üç saniye, dört saniye, beş saniye, ellibeş saniye... bu sırada hayat çalılıklara çoktan saklanmış.
elimde kağıt kalem, isimler sayıyorum, şehirler, hayvanlar ve anılar... bir isim, bir şehir, bir anı...
ama hayat yumuşak g'yi seçiyo başlamam için.
Sonra tavla oynuyoruz, o aldığı kapıları sayıyo, ben kırıklarımı.
Saturday, March 13
Tansık
e sen burdaysan aksın nerde?
tamam kabul. muhakkak bir anlamı vardır. ama bu senkronizasyon mudur her ne ise olsun artık. mesela beden ile ruh eşzamanlı var oluyor imiş, e bunun eşanlamlısı da mucizedir herhalde.
o zaman, düşüncem çağırsın artık bu mucizeyi. eşleşsin bu başıma gelenler de, ben de bir anlam çıkarayım. yoksa ruhum ivedilikle bedenimden çıkabilir endişesindeyim.
ya aklım, ya fikrim hangisi bilemiyorum, ama birinden birinin ritmi kaçırdığı kesin. eş değil, çift görür oldum blog.
allahtan sıcaksu torbası ve içindeki sıcak su ve suyun sıcaklığı ve tabi ayaklarım aynı anda aynı yerde olabilme şansını yakalayabildiler. yoksa beklediğim mucize bu mu blog?
*ve hayır fizikten de anlamam, ben sadece kurbanım.
Friday, March 12
Wednesday, March 10
Friday, March 5
a dream of no importance
sokakta kaygılı bir koşuşturmaca. Yüksek tavanlı bir handa yeşil berjerlere oturmuş sohbet ediyoruz.
ben rahatsızım, insanlar yerlerinden yurtlarından edilirken biz laklaktayız. Karşımda oturan kır saçlı adam göz çukurlarının derinlerinden bana baktı. Ütülü pantolonunun içinde uzanan cılız bacaklarından birini ötekinin üzerine yerleştirdi, sarma sigarasını yakarken ateşiyle yüzünü ancak seçebiliyordum. ama biliyorum; o benim aynadaki yansımam. Öyle mistik bir sebebi yok, sadece onunda kalbi kendi kalbim gibi solumda kalıyor. yani iç organları farklı organize olmuşlar.
ağzından son çıkan söz sigara dumanıyla havada süzüldü
"herkes kendi koşulunu yaş..."
cümlesini bitiremeden yüzünde patlayan flaş heryeri aydınlattı, takımı da saçları gibi griydi.
ama buruşuk yanaklarındaki kırmızı lekelere anlam veremedim.
bu yanık kokusu da kiprit kokusuna benzemiyordu.
biraz kıpırdanınca farkettim, kalbim artık sağ tarafımda kalıyordu
yaklaşık bir metre kadar uzakta...
...
rüyaların tek kişilik gösterimler olması ne üzücü
ben rahatsızım, insanlar yerlerinden yurtlarından edilirken biz laklaktayız. Karşımda oturan kır saçlı adam göz çukurlarının derinlerinden bana baktı. Ütülü pantolonunun içinde uzanan cılız bacaklarından birini ötekinin üzerine yerleştirdi, sarma sigarasını yakarken ateşiyle yüzünü ancak seçebiliyordum. ama biliyorum; o benim aynadaki yansımam. Öyle mistik bir sebebi yok, sadece onunda kalbi kendi kalbim gibi solumda kalıyor. yani iç organları farklı organize olmuşlar.
ağzından son çıkan söz sigara dumanıyla havada süzüldü
"herkes kendi koşulunu yaş..."
cümlesini bitiremeden yüzünde patlayan flaş heryeri aydınlattı, takımı da saçları gibi griydi.
ama buruşuk yanaklarındaki kırmızı lekelere anlam veremedim.
bu yanık kokusu da kiprit kokusuna benzemiyordu.
biraz kıpırdanınca farkettim, kalbim artık sağ tarafımda kalıyordu
yaklaşık bir metre kadar uzakta...
...
rüyaların tek kişilik gösterimler olması ne üzücü
Thursday, March 4
allegro
Müzikle alakası yok. Ben müzikten anlamam. Bu bi film. hafızamıza yabancılaşmamız.
kader sekmesi değil de bilinç sekmesi bence.
bir yottabayt'lık bir hard-drive'ın en en en en derinlerinde bekleyen sinsi anlar,
söyleyeni sen olmasan da nedense sadece senin depoladığın sözler
"tırnak" içinde fısıldaşırlar...
formatlayabilirsen, olacak şeyin adına "allegro" derim.
*edit: beethoven 5. senfonisi de bize filmin etkisini yaşatıyor olabilir / olmayabilir
kader sekmesi değil de bilinç sekmesi bence.
bir yottabayt'lık bir hard-drive'ın en en en en derinlerinde bekleyen sinsi anlar,
söyleyeni sen olmasan da nedense sadece senin depoladığın sözler
"tırnak" içinde fısıldaşırlar...
formatlayabilirsen, olacak şeyin adına "allegro" derim.
*edit: beethoven 5. senfonisi de bize filmin etkisini yaşatıyor olabilir / olmayabilir
Tuesday, March 2
arayış
mesela karşımdaki ormanın öte yanında dolunayın yansıyacağı bir deniz arayışı,
veya defterimin arasında kurutabileceğim bir çiçek arayışı
ya da sevmediğim şeyleri yapmama engel olacak bir mani arayışı
ve buluşu
Mani:
ah ne karanlık günlerdi,
ne de güzel bahar geldi.
veya defterimin arasında kurutabileceğim bir çiçek arayışı
ya da sevmediğim şeyleri yapmama engel olacak bir mani arayışı
ve buluşu
Mani:
ah ne karanlık günlerdi,
ne de güzel bahar geldi.
Monday, March 1
Subscribe to:
Posts (Atom)